Seksenlerin Efsanevi Rock Grubu: Led Zeppelin

Pek tarzım değildir burada araştırma yazısı yazmak ama baktım herkes bir şeyler araştırıp yazıyor bende pek sevdiğim, saydığım ve hayranı olduğum grup hakkında kendimce bir şeyler yazayım dedim.

Umarım iyi bir şey yapıyorumdur.

Başlıkta da görüldüğü üzere konumuz dünyanın gelmiş geçmiş en büyük rock grubu, heavy metal öncüsü, milyonda bir kombinasyon gibi sıfatlara layık görülen “Led Zeppelin“.

Led Zeppelin, gitarda Jimmy Page, davulda John Bonham, bas gitarda John Paul Jones ve vokalist olarak da Robert Plant tarafından dört kişilik bir grup olarak kurulmuştur.

Heavy metalin, rock müziğinin bu büyük dörtlüsü, Ekim 1968’de İngiliz gitarist Jimmy Page tarafından, önceki grubu Yardbirds’ün dağılmasından sonra kuruldu. Grup “New Yardbirds” ismiyle bir süre idare ettikten sonra, Led Zeppelin ismini aldı. “Muhtemelen kurşun bir zeplin gibi dibi boylayacaksınız” sözü üzerine seçilen bu isim artık dünya müzik tarihinde abideleşmek üzere yerini almıştı.

Grup, Deep Purple ve Black Sabbath ile Hard Rock ve Heavy Metal’in öncülerinden sayılsa da, yaptığı müzikle Blues ve Rockabilly’de dahil olmak üzere birçok farklı popüler müzik türünü aynı potada eritmiştir. Aynı zamanda popüler ve kolay erişilebilir kalmakla beraber istikrarlı bir şekilde yenilikçi olunabileceğini de kanıtlamışlardır. 1980 yılında John Bonham’ın ölümüyle dağılan Led Zeppelin hala rock müzik tarihindeki etkileri nedeniyle saygıların en büyüğünü görmeye devam etmektedir.

Led Zeppelin’in alışılagelmişin dışında bir çıkış hikayeleri yoktur. Daha ilk yapıtlarıyla birlikte kazandıkları ün zaten bugüne kadar geldikleri yerin şans eseri olmadığının büyük bir ispatıdır.

Kısaca anlatmak gerekirse; Atlantic Records ile masaya oturan ve Amerikayı turlayan Led Zeppelin’in Ocak 1969’da yayınlanan ilk çalışmaları Led Zeppelin; “Good Times, Bad Times”, “Communication Breakdown”, “Dazed And Confused”, “How Many More Times?” ve “You Shook Me” gibi sıradışı çalışmaları bünyesinde barındırıyordu.

Page’in dehası Plant’in davetkar sesiyle birleşen “Led Zeppelin II” albümü de çok gecikmeden Ekim 1969’da yayınlandı. Grup bir yıl içerisinde daha ikinci albümleriyle Amerika’da en çok konuşulanlar arasındaydı. Bu albümlerinin ilk şarkısı “Whole Lotta Love” bir anda klasik oluvermişti. “Livin’ Lovin’ Maid” ve “Moby Dick”, Bonham’ın da katkılarıyla grubun ilk başlardaki repertuvarının büyük kozlarındandı. Ayrıca “Thank You” ile “What Is And What Should Never Be” Ekim 1970 yılında yayınlanacak albümleri Led Zeppelin III’te daha çok karşımıza çıkacak olan bir tarzın da habercisiydi. “That’s The Way”, “Tangerine”, “The Immigrant Song”, “Gallow’s Pole” Led Zeppelin’i düyanın önde gelen müzisyenleri arasına katmaya yetti.

Ve Kasım 1971’de yayınlanan Led Zeppelin IV, diğer isimleriyle “Dört Simge“, “Runes Albümü” ya da “ZOSO“…

Led Zeppelin’in adı bulunmayan bu albümünün kapağında grup elemanlarının imza olarak kullandığı dört mistik şekil bulunmaktadır:

– John Bonham birbirine bağlı üç çemberden oluşan şekli;

– John Paul Jones özgüven ve ustalığı tasvir eden Kelt şeklini;

– Robert Plant Mu uygarlığının bir şeklini; (bir dip not olarak ekleyeyim, Mu Uygarlığı’nın Türklerle olan bağlantısı çok ama çok fazladır.)

– Jimmy Page “Zoso” olarak söylenen gizemli şekli.

Tüm zamanların en büyük rock şarkılarından biri olarak nitelendirilen, sözleri Robert Plant tarafından yazılan, “elinde mistik güçleri bulunan doğaüstü bir kadının ruhsal arayışlarını içeren”; “Stairway To Heaven” şarkısı da bu albümde yer almaktadır. O şarkı ki hala ödüller kazanmaya devam ediyor. Led Zeppelin’in gerçekten tanındığı albüm olarak nitelendirilebilir. “Stairway To Heaven”, albümdeki diğer şarkıları geri plana itmişti, evet, ama “When The Levee Breaks”, “Black Dog”, “Rock ’N’ Roll”, “The Battle Of Evermore” geç de olsa ilgi toplamayı başardı.

Henüz Mart 1996’da 16 milyonluk

satış rakamına ulaşan “ZOSO“yu beğenenler 1973 yılında yayınlanan “Houses Of The Holy” için aynı şeyleri düşünmemişti. Daha sonra grubun kendi isteğiyle düzenlenen Amerika turnesi ikinci bir başlangıç oldu Led Zeppelin için. Turne sonrasında 1976’da “The Song Remains The Same” isimli bir konser filmi yapıldı. Tüm kazanılan paralarla kendi plak şirketini kuran Led Zeppelin “Custard Pie” ve “Sick Again”de görülen sert müzik ile “Kashmir”deki deneysellik arasında kendi istediği gibi gelip gidebiliyordu. Dolayısıyla grubun yaratıcılık özgürlüğü tavan yapmıştı. Daha sonrasında da “Trampled Underfoot” ve “In My Time Of Dying” gösterilen ilgiyi farkeden grubun sahne çalışmalarından sonra ki planı dünya turuna çıkmaktı. Ancak Plant bir araba kazasında yaralanınca bu turu iptal etmek durumunda kaldılar.

1977’deki Birleşik Devletler turnesi esnasında Robert Plant’ın aldığı acı haber bütün konserlerin iptaline neden olmuştu. Hatta grubun dağılacağı bile konuşuluyor olmuştu. Plant’ın oğlu ölmüştü. Bir yıldan boyunca hiç bir şey yapmadılar, ta ki 1978’in sonlarına doğru Abba’nın Stockholm’daki Polar stüdyosuna gidinceye dek. Öncekiler gibi değildi ama “In Through The Out Door” John Paul Jones’un önemli rol oynadığı güçlü bir koleksiyon oldu. İngiltere’nin Knebworth Festival’indeki iki konser topluluğun punk müziğe biraz daha yaklaşacağı bir Avrupa turnesinin ilk adımları oldular.

1980 Eylül’ünde grubun hayranlarını şok edecek bir gelişme olmuştu, Bonham ölü bulunmuştu. Ölüm nedeni ise o dönemler sık karşılaşılan “aşırı alkol” idi. Bu inanılmaz haber topluluğun tarihindeki en önemli olaylardandı ve 4 Aralık 1980 tarihinde kendi şirketleri Swan Song, arşiv niteliğindeki “Coda” piyasaya sürülse de topluluğun resmen emekli olduğunu açıkladı.

Jones daha sonraları “Mission” ile çalışarak başarılı bir yapımcı oldu, Plant ise solo geçmişinin üzerinde bir de “Pictures At Eleven” kayıtlarını ekledi. Page “Death Wish 2“yi çekti, Plant ile kısa bir süre için tekrar bir araya geldi. “Honeydrippers” çalışmasıyla 1984’te Paul Rogers ile yine kısa süreli “Firm” için çalıştı. Daha sonra Atlantic’in düzenlediği “25. Yıl

Konseri“nde babasının bıraktığı davula oturacak oğul Jason Bonham ile “Jimmy Page Band“i kurdu.

Tüm bunların sonunda Led Zeppelin bugüne kadar 111 milyonu Amerika’da olmak üzere dünya genelinde toplam 300 milyonun üzerinde albüm satışına ulaşmıştır (Amerika’da satış sıralamasında The Beatles’ın ardından ikinci sıradadır). İşte tüm bunlar nedeniyle Led Zeppelin, haklı olarak rock tarihini en çok ve en derinden etkileyen topluluklar arasında sayılıyor.

Eğer buraya kadar sıkılmadan okuduysanız asıl ilginizi çekecek bir konuyu daha yazmak isterim;

Led zeppelin rifflerini ve ritm altyapılarını Orhan Gencebay’dan almıştır…

Evet yanlış duymadınız… Bu iddia kimileri için ilk bakışta gülümseten, kimi zaman da “hadi canım ordan” dedirten cinsten olabilir ama bir gerçekte olabilir. İşte konunun kısa özeti hem de Orhan Gencebay’ın kendisinden;

“Evet, Led Zeppelin grubu, yanlış hatırlamıyorsam Vanity Fair adlı dergiye verdikleri bir röportajlarında ‘Biz yıllarca bir Türk müzik adamının ritm altyapılarını inceleyerek bu ritm altyapılarını kendi müziğimizde kullandık, Bu Türk müzisyen bir ilah.. Bunu da ilk defa buradan söylüyoruz; o Türk’ün adı da Orhan Gencebay’dır.” şeklindeki açıklamalarıyla yer almışlardır.”

Söz konusu derginin bu sayısını, bir üniversite akademisyenimiz Orhan Gencebay’a ulaştırmış ve derginin söz konusu nüshası Gencebay’ın kendisinde de bulunmaktadır. İsteyenler, bu dergiyi ve dolayısıyla bu açıklamaları, Orhan Gencebay’ın asistanları üzerinden edinebilir. Orhan Gencebay’ın böyle bir iddiası olmamakla birlikte, bu haberi kendisi de dergiden öğrenmiş ve kendisini takip edenler tarafından yayılmış bu haber, kulaktan kulağa dolaşarak çeşitli efsaneler haline getirilmiştir, getirilmeye de devam etmektedir.

Ama biz buna sadece etkileşim desek yeridir herhalde.

En sevdiğim efsanelerden birisini ancak bu kadar kısa anlatabiliyorum, umarım yararlı olmuştur.

Saygılarımla…

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir